ÇOCUKLARDA ÖLÜM KORKUSU

Ölüm korkusu evrenseldir, fakat insanların çoğu yakınları ölmedikçe, kendileri hastalanmadıkça, yaralanmadıkça, herhangi bir tehlikeyle karşılaşmadıkça, tehdit edilmedikçe ölümü pek düşünmezler.

Ölüm korkusuyla ilgili olarak, Mannoni'nin, C. Barker'dan aktardığına göre, "Hiç kimse ölüm korkusundan bağışık değildir, çünkü hiç kimse ölümden kaçamaz. Bu çok özel bir korkudur. Diğer tüm korkulardan farklı bir korkudur." Yine korkunun psiko-dinamik çekirdeği olarak ölümü gören Mannoni, G. Delpierre'den aktardığı "Sonuçta tek bir korku vardır, o da ölüm korkusudur" ifadesiyle tüm korkuların temelinde ölümün bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu açıklamadan hareketle ölüm korkusunun yalnızca çocuğun başa çıkmak zorunda olduğu bir korku olmadığı söylenebilir. Ölüm korkusu yetişkinleri de sınırlayan bir korkudur.

Çocuklarda bu korku, genelde 5-6 yaş civarlarında ortaya çıkar. Bu yaş çocukları ölümü pek fazla akıllarına getirmezler. Ancak, çocuk kendisini itilmiş hissediyorsa, sevilmediğini düşünüyorsa, doğadan kaygılanıyorsa ölümü düşünebilir. Eğer çocukta ölüm korkusu varsa, bu çocuğun kendisini zayıf, yalnız ve ümitsiz hissetmesinden kaynaklanmaktadır.

Bazı durumlarda sevildiğini ve güvenlikte olduğunu hissetmesine rağmen bazı çocuklar ölüm korkusuna kapılabilirler. Özellikle aileden biri öldüğünde, çocuk ölen kişiyle özdeşleşerek bunun kendi başına da gelebileceğini düşünebilir. Babası ölen bir erkek öğrencinin ölüm korkusu bu duruma örnek gösterilebilir.

"İlkokul üçüncü sınıftayken babam kaybettim. Okul dönüşü evde bir kalabalık vardı. Konu komşu bizim evde toplanmıştı. Ben olayların farkına varamamıştım. Kapıdan içeri girer girmez annem, ablam ve yakın akrabalarımın hanımları boynuma sarılıp kucaklayıp ağlaşmaya başladılar. Ben o anda şoktaydım, aslında ne olduğunu anlamış değildim. Ben de ağlamaya başladım.

Daha sonra babamın cenazesini evden çıkartırlarken görmek istemiştim. Ama göstermediler. Komşu çocuklarıyla birlikle beni evden uzaklaştırdılar.

Zaman içinde büyümenin etkisiyle olaylara daha gerçekçi bakmaya başladım. Bu sayede bu korkumu atlattım."

Savaş gibi, ihtilal gibi kritik dönemlerde çocuklarda ölüm korkusu çok belirgin bir biçimde artar. Çocuk, arkadaşlarından etkilenerek de ölüm korkusu yaşayabilir. Eğer sınıfında annesini veya babasını kaybetmiş bir arkadaşı varsa aynı durumun kendi başına da gelebileceğinden korkabilir. Bir kız öğrencinin anne-babasını kaybetme korkusu bu durumu somutlaştırmaktadır.

"Çocukluk korkularımın en önemlisi anne ve babamı kaybetme korkusuydu. Çevremde annesini veya babasını kaybetmiş arkadaşlarım vardı. Onlardan çok etkilendim. Mademki onlar annesiz kaldılar, babasız kaldılar o halde ben de annesiz-babasız kalacağım diye düşünürdüm. Annemin, babamın öleceğini düşünmek beni çok etkiliyordu. Çok fazla düşünmeye başlamıştım.

Bu korkumu yenmek için sınıf öğretmenimden yardım aldım. Öğretmenimle bu konuyu konuştuktan sonra bu korkum azaldı."

Yok olma korkusu da insanda ölüm korkusunu tetikleyen nedenlerden biridir. Burada temelde hayatı anlamsız görme durumu söz konusu olabilir. Hayata ve ölüme verilen anlam bu korkunun oluşmasında ve azalmasında etkili olabilir. Bir erkek öğrencinin ölüm korkusu ile ilgili verilen örnek olay bu durumu somutlaştırmaktadır.

"Çocukken en çok ölümden korkardım. Birinin öldüğünü duyduğumda bu korkum kat kat artardı. Bu korkumun nedeni anne ve babamı bir daha görememekti. Bir başka nedeni de yok olma korkusuydu. O zamanlar ölümün ardından yok olacağımı düşünüyordum.

Büyüdükçe bazı şeyleri öğrenmeye başladım. Ölümün her insanın başına gelecek normal bir olay olduğunu kavradım. Böyle düşünmemde dini inancımın da etkisi oldu. Ayrıca yok olmayacaktım. "

Çocuğun dikkatsiz bir biçimde sevdiği bir kişinin cesediyle birlikte kalma zorunluluğu da ölüm korkusunun nedenlerinden birini oluşturabilir. Bir erkek öğrencinin küçükken başına gelen talihsiz bir olay bu durumu açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

"Ben 4 yaşındayken anneannemin cesedinden çok korkmuşum. Çok ağlamışım. Uzun süre uyuyamamışım. Rüyalarımda görmüşüm, ilkokul yıllarında birisinin öldüğünü duysam cesedin olduğu yere yaklaşmazdım. Herkes merakla oraya giderken ben uzaklaşırdım. Bu yıllarca böyle gitti. Mezarlıklara gidemiyordum. Yanından geçerken yüzümü ters yöne çeviriyordum.

Lise 3. sınıftayken hastaneye gitmiştim. Hastanede beklerken bir taksi durdu. İçinde yaşlı bir kadın vardı. Baygın haldeydi. Yardım istediler. Kadının iki kolundan tutup indirmeye çalıştım. Fakat kadının ağırlığı arttı gibi oldu. Kadını kaldıramadım. Oradakiler can verdiğini söylediler. Sanırım bu şekilde korkularımla yüzleştim. O gün ve o günden sonra hiç korkmadım. Hatta büyük babamı kendi ellerimle mezara koydum."

Ölüm korkusu çok doğal ve evrensel bir korkudur. Her insan az ya da çok ölümden korkmaktadır. Küçük ya da büyük olmak ölüm korkusunu yaşamakta pek önemli olmamaktadır. Anlamlı ve coşkulu bir hayat bu korkunun bizi çok fazla meşgul etmemesini önleyebilir.

Ne Yapmalı?

Ne Yapmalı?

Bu durumda çocuğunuza güven veriniz. Aktif olmasını sağlayınız Mutlu olabileceği etkinliklere teşvik ediniz. Çocuğunuza güvenlikte olduğunu hissettiriniz. Gelişmesine uygun iltifatlarda bulununuz. Çocuğunuzun boyu birazcık uzamışsa bunun farkında olduğunuzu belirten sözler söyleyiniz. Daha önce kaldıramadığı bir ağırlığı kaldırabiliyorsa, onu güzel bir sözle ödüllendiriniz. Ölüm kaçınılmazdır, fakat aktif ve mutlu çocuklar ölümü çok nadir düşünürler.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)



Facebook Yorumları



Disqus Yorumları