20. yüzyıl sanat tarihinin en belirgin özelliklerinden birisi, resim alanında soyut sanatın doğuşu oldu.

20. yüzyıl sanat tarihinin en belirgin özelliklerinden birisi, resim alanında soyut sanatın doğuşu oldu. "Art abstrait" (soyut resim), gerçek nesneleri ya da varlıkları farklı biçimlerde yorumlayarak da olsa, yeniden üretmiyor, kendi "obje"lerini oluşturma yolunu seçiyordu. Böyle anlaşılan ve kavranan sanat, artık bir "yeniden tasarım" değil, bir "sunum"du. Gerçekliğin ressamı olarak nitelenebilecek Paul Cezanne’ın (1839-1906), ölümünden bir yıl önce, 1905 Sonbahar sergisi ile tüm sanatseverler, fovistleri tanımış oldu. Duyuları coşturan "fov"lar (çiğrenkçiler), hem izlenimcilerin üst üste koydukları renk lekelerine, hem de akademisyenlerin özenle süsleyip püsledikleri desenlere karşı bir tepki olarak pasa çalan renkler kullandılar; konturlar üstünde durmaya başladılar. Fovistlerin en ünlüleri arasında, renk ustası Henri Matisse (1869- 1954), bilgelik ve atılganlık ruhunu uzlaştıran Raoul Dufy (1877-1953), Maurice de Vlaminck (1876-1958), Albert Marquet (1875-1947) ve Andre Derain (1880-1954) sayılabilir.

20. yüzyıl, resmin birbiri ardından gelen akımlarla çeşitlendiği bir zaman dilimiydi. Geçmiş yüzyılların birikimi, buıjuvazinin iyice zenginleşmesi, endüstri devrimini arkasına alan sanayinin akıl almaz gelişmesi, sosyal olayların alabildiğine çeşitlenmesi, ressamları çok değişik ufuklara taşıdı.

1907 sonrasında, "fovizm" ile "ekspresyonizm"e karşı, objeleri zihinsel çerçevelerin kalıplarına ya da gerçekliğine uygulayarak geometrik düzenlemelerle ele alan "kübizm" akımının ilk örnekleri görülmeye başladı. Resim severler, Pablo Picasso’nun (1881-1973) başını çektiği, Georges Brauqe (1882-1963), Fernand Leger (1881-1955) ve genç yaşta ölen Roger de La Fresnaye’m (1885-1925) olağanüstü tablolarını sindirmeye çalışırken, yeni bir akımla karşılaşacaklarını düşünmüşler miydi bilinmez.

Kübistlerin geometrik formlardan kompozisyon oluşturmalarından tatmin olmayanlar, fütürist akımı geliştirdiler. Art arda gelen imgelerin yarattığı hayalleri ve bu hayallerin oluşumunu tuvale aktaran fütüristler, yüzyılın ikinci yarısına doğru sergilerde boy gösteren soyut resme giden yolu da açmış oldular.

Bu arada, hem kübizmden hem de "metafizik resim"den etkilenen genç ressamlar, gerçeküstücülüğe yöneldiler. Andre Breton’un manifestosu onları da etkilemiş olacak ki; Yves Tanguy, özellikle hah desenleriyle yolunu çizen Jean Lurcat (1892-1966), Salvador Dali ve Max Ernst rüyalar âleminin derinliklerine daldılar. Gerçeküstücü ressamlar, hiç düşünülmemiş biçimler, tuvallerden fışkıran canavarlar, akıl ve gerçek dışı öğeler kullanarak "absürde" (saçma) bir evren karşısındaki insanın düştüğü şaşkınlığı yansıtmaya çalıştılar. Evet, 20. yüzyıl, özellikle resim sanatında garip, renkli ve insanları sürekli şaşırtan eserlerin verildiği bir yüzyıl olmuştu.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)



Facebook Yorumları



Disqus Yorumları